Danaidler’in Hikâyesini Hatırlıyor musunuz?

Yunan mitolojisinde sade ama düşündürücü bir hikâye vardır.

Danaidler’in hikâyesi.

Danaos’un kızları bir görevle baş başa bırakılır.
Her gün su taşırlar.
Her gün büyük fıçıları doldururlar.
Ve her gün, işlerini tamamladıklarını düşünürler.
Fakat fıçıların dibinde küçük delikler vardır.

Su ağır ağır sızar.
Sessizce.
Fark edilmeden.
Ertesi gün, aynı yol.
Aynı emek.
Aynı başlangıç.

Bu hikâyede kimse acele etmez.
Kimse işi yarım bırakmaz.
Kimse kötü niyetli değildir.
Ama günün sonunda fıçı yine boştur.

İş Hayatında Benzer Döngüler

Bazen iş hayatında da benzer bir döngü yaşanır.

Takvimler doludur.
Toplantılar art arda gelir.
Sunumlar hazırlanır.
Raporlar tamamlanır.
Günün sonunda yapılacaklar listesi kısalmıştır.
Ama ilerleme hissi net değildir.

Sanki çok şey yapılmış,
ama az şey birikmiştir.

Bilgi bir noktada yavaşlar.
Kararlar bekler.
Sorumluluk el değiştirir ama sahiplenilmez.
Kimse özellikle böyle olsun istemez.
Bu, zamanla oluşan bir akıştır.

Danaidler ertesi gün yeniden başlar.
Çünkü başka seçenekleri yoktur.

Bizim ise var.

Bir gün birinin durup şunu sorması yeterlidir:

“Bu kadar emek nereye gidiyor?”

O soru sorulduğunda,
fıçıya biraz daha yakından bakılır.
Belki mesele daha çok su taşımak değildir.
Belki mesele, fıçıyı birlikte incelemektir.

Delikler nerede?
Ne zamandır oradalar?
Ve onları fark ettiğimizde ne değişir?

Çoğu zaman mesele niyetle ilgili değildir.
Herkes kendi tarafında elinden geleni yapıyordur.

Ama parçalar birbirine değmeden ilerlediğinde,
bütün yavaşlar.
Su vardır,
ama birikmez.
İşte bu noktada akışın kendisine bakmak gerekir.

Akışkan Organizasyonların Doğuşu

Akışkan organizasyonlar, daha çok çalışmak anlamına gelmez.
Emeğin gerçekten birikebildiği bir düzen kurmak demektir.
Bunun yolu da suyu hızlandırmaktan değil,
akışın önündeki görünmeyen engelleri fark etmekten geçer.

Kararın nerede alındığı,
sorumluluğun kimde olduğu,
işin nerede beklediği görünür hâle geldiğinde
organizasyon nefes almaya başlar.

İşte bu, akışkan organizasyonların doğduğu yerdir.
Karar, bildiğinin olduğu yerde alınır.
İşler, birbirini besler.
Böyle organizasyonlar, çok çalışılan değil,
emeğin gerçekten birikebildiği etkili ve verimli yapılardır.

Değişim Yönetiminin Rolü

Ve tam bu noktada değişim yönetimi devreye girer.

Çünkü fıçının altındaki delikler çoğu zaman süreçlerde değil;
alışkanlıklarda, belirsiz rollerde
ve konuşulmayan beklentilerde oluşur.

Değişim yönetimi,
insanlara sadece neyin değiştiğini anlatmaz.
Neden değiştiğini gösterir.

Bu dönüşümün onların işiyle,
kararlarıyla,
günlük hayatıyla nasıl kesiştiğini görünür kılar.
Roller netleşir.
Kararlar yerini bulur.
Sorumluluk sahipsiz kalmaz.
Ve en önemlisi,
insanlar yaptıkları işin nereye aktığını görmeye başlar.

Böylece organizasyon suyu daha hızlı taşımaya çalışmaz.
Önce fıçıyı inceler.
Delikleri kapatır.
Sonra suyu doldurur.

Ve o zaman ilk kez şu cümle duyulur:

“Bu sefer gerçekten doluyor.”

Akış tam olarak o anda başlar.

Değişim yönetimi ise, o akışın sürmesini sağlar.
Çünkü doğru kurgulanmış bir dönüşümde,
fıçı en baştan deliksiz tasarlanır.

Böyle bir düzende emek kaybolmaz.
Taşınan su, bir yerde kalır.
Ve gün bittiğinde insanlar şunu hisseder:

“Bugün, gerçekten bir adım attık.”

Yazarlar

Eda Kara. & K. Tolga Erpınar